İlk kez 2011 yılında karşımıza Citroen DS4 olarak çıkan bu otomobil artık hepinizin bildiği üzere Citroen takısından ayrılarak, DS markası adı altında “DS4” olarak karşımızda duruyor.

 

Tabii ki ismen bahsi geçen ayrılma alt yapıda bir değişikliğe götürmedi. DS4 halen aynı platform üzerinde şekillendikleri Citroen C4’ün kardeş otomobili.

 

Ön tarafa baktığımızda panjurun üzerinde yer alan büyük krom DS logosu hayli şık duruyor. Yine alt kısımda devam eden krom detaylar ön tarafta parlak bir yüz olarak karşımıza çıkıyor. Profilden baktığınızda ise arka kapı kollarının olmayışı ile coupe görüntüsü dikkatini üzerine çekiyor. Cam çerçevelerinin krom kaplı olması ve B sütunundaki şık DS logosu ince düşünülmüş. Arka kapı kolları ise C sütunun içine doğru yerleştirilmiş ve kapının C sütununa doğru olan kısmı bumerang şeklini andırıyor. Arka kısımda ise kardeş modeli C4’e birazcık benzerlik gösteriyor. Tampon detayları ve camurluk üzerinden gelen çıkıntılı yapı ise aracın arkadan önüne nazaran daha sportif görünmesini sağlıyor. Difüzör görünümlü krom parçalar da yine bunu destekler nitelikte.

 

 

Yani sonuç olarak DS4 dış tasarımda Paris’in sade ama şık sokaklarını yansıtıyor. Peki iç tarafta da Eyfel Kulesi manzarası devam edecek mi bakalım.

 

İçeri geçtiğinizde sizi ilk olarak tavanın bir kısmına kadar devam eden büyük ön cam karşılıyor. Bu daha önce C4 Picasso modelinde karşılaştığım bir ayrıntıydı ve fazlasıyla hoşuma gitmişti. Perdelikler açılmakla kalmayıp ileri geri kızaklı bir halde sürüklenebiliyor. Böylece ön cam yüzeyini güzel ama az güneşli havalarda sonuna kadar kullanabiliyorsunuz. Geziler için fazlasıyla güzel bir ayrıntı.

 

Koltuklar ise fazlasıyla konforlu ve rahat. Hatta beklemediğim kadar rahat olduğunu söyleyebilirim. Direksiyon simidi ise birazcık ele büyük geliyor. 4 kollu yapısı ve ortasının da fazlasıyla büyük olmasından dolayı kabaca göründüğünü söyleyebilirim. Konsoldaki tuşlar ise kullanışlı ve sade. Klima kumandaları da ayrı olarak konumlandırılmış. Bu seviyelerde ise hala yumuşak plasikle karşılaşmak mümkün. Sadece vites arkası ve çevresi sert plastik kaplanmış.

 

 

Dışarıda gördüğümüz krom çerçeve ve detaylar içeride de kendini ufak ufak göstermiş. Km göstergesinin çevresi vs. gibi ufak tefek metal görüntüler yer alıyor. Yaşam alanı konusunda beni tatmin eden DS4’ün içeride eleştirilecek en büyük dezavantajı sanırım arka camların açılmaması olacaktır.

 

Gelelim araçta bulunan motor şanzımana ve sürüş özelliklerine. Kullanmış olduğumuz DS4’de fazlasıyla alışık olduğunuz 1.6 litrelik blueHDi dizel motor yer alıyor ve gücünü EAT6 otomatik şanzıman ile aktarıyor. Yani en sevilen dizel – otomatik kombinasyonlarından birine sahip.

 

120 beygir gücünü 3500 devir bandında, 300 nm’lik tork gücünü de 1750 devir bandında sunan DS4 yürüme konusunda kullanıcısına herhangi bir isteksizlik hissettirmiyor. 1310 kg’lık ağırlığı karşısında da C segmenti bu otomobile ne hafif ne de çok ağır diyemeyiz.

 

 

Şanzımanın daha çok PSA grubunda Peugeot modellerinden alışık olduğumuz şekilde Sport modu ve Kar modu bulunuyor. Sport modda araç sınırları çerçevesince devir çevirmeyi başarabiliyor. Kar modunda ise vitesi yüksek tutarak torku düşük tutuyor ve kaygan zeminlerde dengesiz güçlerle kaymanızı engelliyor.

 

Sıkışık İstanbul trafiğinde ortalama 6 litre civarında bir tüketim değeri görmek genel olarak bu motor ve şanzımanın hünerlerinden birisi. Uzun yolda ise rahatlıkla 3.8 gibi bir değer görmeniz mümkün.

 

 

Fotoğraf: Alp Emre Göksel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir